DEVLETİN SUÇ İHDAS ETME VE CEZALANDIRMA YETKİSİNİN SINIRI
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2013
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Veysel Dinler
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Yüksel METİN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Devletin suç ihdas etme ve cezalandırma yetkisi, devlet egemenliğinin bir sonucudur. Devletin ortaya çıkışıyla başlayan cezalandırma yetkisinin tekeli günümüzde de devam etmektedir. Bununla birlikte tarihsel süreçte egemenlik anlayışındaki değişim cezalandırma yetkisinin kullanımını da etkilemiştir. Bugün devlet sınırsız bir egemenliğin sahibi olmadığı gibi, cezalandırma yetkisi de sınırsız değildir. Devletin suç ihdas etme ve cezalandırma yetkisinin sınırı, öncelikle onun yetkilerini sınırlayan kurumlarla ilgilidir. Aydınlanma Çağında ortaya çıkan anayasacılık hareketine kadar hakim olan mutlak ve sınırsız egemenlik anlayışı, devletin cezalandırma yetkisinin sınırlanabileceği düşüncesini engellemekteydi. Anayasacılıkla birlikte bütün devlet organlarını bağlayan üst normların kabulü, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi ve insan haklarının bütün insanlığın bir ortak değeri olarak belirmesi, devlet iktidarının, özelde de cezalandırma yetkisinin sınırlandırılması düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Öte yandan her geçen gün giderek yoğunlaşan uluslararası ilişkiler ağı, devletlerin uluslararası yükümlülükleri, devlet ortaklıkları, uluslararası hukuk kuruluşları ?kadiri mutlak? devlet anlayışını sonlandırarak, egemenliğe uluslararası sınırlar getirmiştir. Egemenlikteki bu değişim ve sınırlanma, kendini cezalandırma yetkisinin kullanımında da göstermektedir. Cezalandırma yetkisinin sınırı öncelikle iç hukuktan kaynaklanmaktadır. Anayasal-hukuk devleti anlayışı, devlet iktidarını otolimitasyona uğratmakta ve anayasal ilkeler, yasama organının hangi eylemleri suç sayabileceğine, ne tür cezalar getirebileceğine bir çerçeve oluşturmaktadır. Anayasa yargısını kabul eden devletlerde de anayasa mahkemeleri, yasama organının çıkardığı ceza kanunlarının anayasa uygunluğunu denetleyerek anayasal sınırların uygulanmasını sağlamakta ve cezalandırma yetkisinin kullanımına bir oto-kontrol getirmektedir. Günümüzde suçların ve cezaların yasayla getirileceği ilkesinin sonu olarak yasama organının kanun yapımından kaynaklanan sınırları ile kanun yapım sürecindeki toplumsal ve siyasal etkiler, cezalandırma yetkisini etkileyen diğer unsurlar olmaktadır. Devletlerin günümüzde yoğun bir uluslararası ilişkiler ağının parçası olması, cezalandırma alanında da keyfi hareket etmesini engellemektedir. İnsan haklarının korunması artık sadece ulusal bir sorun olmayıp, insanlığın ortak bir sorunu haline gelmiştir. Uluslararası sözleşmelerle bazı suç tiplerini cezalandırmak, bazı yaptırım türlerini kullanmamak uluslararası bir yükümlülük haline gelmektedir. Avrupa Birliği gibi uluslararası örgütler kendi üyelerinin ceza kanunlarını denetlemekte ve Avrupa düzeyinde bir ceza hukuku standardı sağlamaya çalışmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?nin vermiş olduğu kararlar iç hukukta yol gösterici olmaktadır. Küreselleşmeyle oluşan yeni suç tiplerinde, devletler ortak mücadele etmek zorunda kalmakta, devlet birçok konuda olduğu gibi, suç ve ceza ihdasındasında da tek başına karar verici olmaktan giderek çıkmaktadır. Sonuçta cezalandırma yetkisi bugün iç hukuktan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükler ile sınırlı bir hal almıştır. Devletlerin cezalandırma yetkisini kullanmaktaki alanları giderek sınırlanmakta ve tek tipleşmektedir. Anahtar kelimeler: ius puniendi, devletin cezalandırma yetkisi, cezalandırma yetkisinin sınırı, suç ihdasının sınırı, suç ve ceza siyaseti.