Ankara’da Bir Dadacı: Moni Salim Özgilik


Creative Commons License

Yılmaz E., Tahirler N.

26. Orta Çağ ve Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Araştırmaları Sempozyumu, Mersin, Türkiye, 19 - 22 Ekim 2022, ss.265-266, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Mersin
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.265-266
  • Süleyman Demirel Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Ankarada Bir Dadacı: Moni Salim Özgilik adlı bildiri SDÜ SBE Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda yürütülen “Türk ve Batı Sanatında Performans Sanatının Doğuş Süreci ve Bu Süreçte Toplumsal Eleştiri” başlıklı yüksek lisans tezinden türetilmiştir. Söz konusu tez çalışması ana bölümünde Türk sanatçıların yurt içinde ve yurt dışında icra ettikleri ve bir söylemi ortaya koyan performansları bu söylemlerine göre sınıflandırılıp irdelenmişlerdir. Bu sanatçılardan biri de “Ankarada Bir Dadacı” olarak nitelendirebilecek ve Moni mahlaslı Salim Özgiliktir

1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne giren Salim Özgilik (1968 Beyşehir), sanat üretimini 1980’li yıllardan 2000’lerin başına kadar sürdürmüş, resim, performans, enstalasyon gibi tekniklerle çalışmıştır. 1992 yılında New York’a taşınan sanatçı, The City College of New York’ta Sanat Tarihi ve Müzecilik yüksek lisansı yapmıştır. İşleri 1980’lerden başlayarak takip edilebilen sanatçının ulaşılabilen son işi 2001 yılındandır.

Özgilik’in sanat üretimleri hakkındaki kaynaklar da hayli sınırlıdır. Sanatçı ve üretimleri hakkında şimdiye kadar münferit bir araştırma da yapılmamıştır. Birkaç tez çalışmasında bahsi geçen sanatçının üretimleri hakkında en kapsamlı kaynak, üslubu ve görüşleri konusunda da belli ölçüde fikir sahibi olmaya olanak veren kendi hazırladığı kataloğu ve Salt Araştırma’nın Moni Salim Özgilik arşividir. 

Adeta dadanın reeankarne olmuş ruhuna uygun bir biçimde Moni, sanatta gelenekselliğe ve sınırlara karşıdır. Ona göre geleneksel olan yeniye karşıdır ve sınırları vardır, sınır da sansür demektir. Gelenekselcilerin ya da yeniye açık olmayanların yolunun “feodalitenin mirası ustaların yolu” olduğu görüşündeki Moni, yeniliğe açık olmayan sanatçıları, müzelerde yaşayan ve ustaların söylediklerinden kuşku duymayanlar olarak tarif eder. Sanatçıya göre “sınırları çizilmiş bir eylemin sonu yaratıcılık değildir”, sınırlar içinde üretim yapan sanatçılar da iktidarı elinde bulunduranlardır.

Sanat yolculuğunda temel yaklaşımını “ticari kaygılardan, kompleksif tutuculuktan, cesaretsiz yaratıcılıktan arınmış bir tavır” olarak özetlemesi bu reeankarne olmuş dadacı ruhun bir diğer göstergesidir. Bu yolculuğu tarif eden “rastlantıların zorunluluklara oranla çok daha yoğun olduğu, bilmediğim ve anlamadığım şeylerin cirit attığı bir alanda oynuyorum oyunumu. Yalnızca hissediyorum, denetliyorum ve düzenliyorum” sözleriyse adeta dadanın, happening’e, süreç sanatına, performansa, Fluxus’a esin veren doğasını yad etmektedir.

Katalogda bizzat verdiği bilgilere göre hiç sergiye katılmamış, yapmak istediği projeler için onay alamadığı için çoğu projesini gerçekleştirememiştir. Sanatçı performanslarında açıkça siyasi bir duruş sergilemese de döneminde garip karşılanan ve tepki uyandıran işler yapmıştır. Moni’nin dada ruhu taşıyan bu performatif işlerine verilebilecek birkaç örnek şöyledir. Ankara’da Abdi İpekçi Parkı’nda bulunan Metin Yurdanur’un Eller heykelini saksafon eşliğinde gazlı bezle sarmıştır. Gözaltına alınmasıyla yarım kalan performans sırasında kendisi de gazlı bezle sarılı olan sanatçının işlerinde izleyiciyi şaşırtma isteği baskındır. Resim Öldü Yaşasın Resim adlı işi ve bir iskemlenin oturma yerine yaptığı öz-portresi, özelllikle portre türünün, bihassa da sanatçı öz-portrelerinin tarihsel gelişimi ve yeri göz önünde bulundurulduğunda, geçmişin sanatına ve “yüksek sanatçı” kavramına bir başkaldırı olarak yorumlanabilir.

Sanatçının hangi kisvede olursa olsun iktidar olgusuna karşıtlığında, performans ve yerleştirmelerini satılamayacak şekilde üretmesinde, sanatla hayatı birleştirme isteğinde, geleneksele ve gelenekseli temsil eden şeylere karşı oluşunda yine dada ruhunun izinin bulunabildiği söylenebilir. Bu bildiri böylelikle Türk sanatı tarihinin henüz gereğince yazılamamış, incelenip tartışma olanağı bulunamamış  birçok sayfasından birine odaklanmayı; gözlerden uzak kalmış bir sanatçı olan MoniSaim Özgilik’in sanat yolculuğu, işleri ve görüşleri çerçevesinde, çağdaş Türk sanatında performansın ve dadacı ruhun belgelenmesine dair bir katkı yapmayı amaçlamaktadır