Türk-İslam Sanatında Bilim Tarihi


Bektaşoğlu H.

Bilim Tarihi Sohbetleri, Nihal Özdemir,Pınar Ülgen,Ayşe Hilal Bakacak, Editör, Ötüken Neşriyat, İstanbul, ss.47-57, 2026

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2026
  • Yayınevi: Ötüken Neşriyat
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Sayfa Sayıları: ss.47-57
  • Editörler: Nihal Özdemir,Pınar Ülgen,Ayşe Hilal Bakacak, Editör
  • Süleyman Demirel Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Nihal Özdemir, Pınar Ülgen ve Ayşe Hilal Bakacak tarafından yayına hazırlanan Bilim Tarihi Sohbetleri, bilim tarihini yalnızca bilimsel keşiflerin kronolojik gelişimi üzerinden ele alan geleneksel yaklaşımdan farklı olarak, bilginin üretilmesi, aktarılması, kurumsallaşması, toplumsallaşması ve farklı kültürler arasında dolaşımı bağlamında değerlendiren disiplinler arası bir çalışma niteliğindedir. Eserin çıkış noktası, pandemi döneminde çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen “Bilim Tarihi Sohbetleri” programıdır. Kitap, bu konuşmaların yazılı hâle getirilmesiyle oluşmuş; farklı uzmanlık alanlarından akademisyenlerin bilim, teknoloji, felsefe, sanat ve kültür tarihine ilişkin görüşlerini ortak bir çerçevede buluşturmuştur. Editoryal sunuşta da programın temel amacının bilim tarihi alanında çalışan akademisyenlerle öğrencileri bir araya getirerek bilgi alışverişini canlı tutmak olduğu belirtilmektedir.

Eserin en belirgin özelliklerinden biri, bilim tarihini tek merkezli ve doğrusal bir ilerleme anlatısı olarak sunmamasıdır. Kitabın ilk bölümlerinde yerküreye ilişkin düşüncelerin tarihsel gelişimi, İslam dünyası ve Osmanlı coğrafyasında yer bilimlerinin seyri ile coğrafi keşifler ele alınmaktadır. Ferhat Özçep’in bölümleri, yerküre hakkında geliştirilen bilimsel düşüncenin tarihini dünya, İslam ve Osmanlı bağlamları arasında ilişkilendirirken bilim tarihi araştırmalarında özellikle anakronizm ve hamasetten kaçınılması gerektiğini vurgulamaktadır. İdris Bostan’ın “Coğrafi Keşifler ve Osmanlı İmparatorluğu” başlıklı bölümü ise İslam coğrafyacılığı ve haritacılığının dünya coğrafya bilgisinin gelişimindeki yerini tartışmakta; bu bağlamda Fuat Sezgin’in çalışmalarının önemini gündeme getirmektedir.

Kitabın dikkat çekici yönlerinden biri de bilim tarihinin yalnızca matematik, astronomi, fizik veya tıp gibi alanlarla sınırlandırılmamasıdır. Habibe Bektaşoğlu tarafından kaleme alınan “Türk-İslam Sanatında Bilim Tarihi” bölümü, bilim tarihi ile sanat tarihi arasındaki ilişkiyi resimli yazmalar üzerinden değerlendirmektedir. Bölümde Osmanlı tasvir geleneğinin metinleri açıklayan ve görsel hafızayı destekleyen işlevine dikkat çekilmekte; bilimsel içeriğe sahip yazmalardaki tasvirlerin tarihsel veri niteliği üzerinde durulmaktadır. Özellikle Sabuncuoğlu Şerefeddin’in Cerrahiyyetü’l-Hâniyye adlı eserindeki tıbbi uygulama tasvirleri, resim sanatının yalnızca estetik bir unsur olmayıp bilimsel bilginin aktarılmasında kullanılan bir araç olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu tasvirlerde yer alan giyim-kuşam ve gündelik kullanım eşyaları, bilim tarihi ile kültür ve sanat tarihi arasında kurulabilecek disiplinler arası bağlantıyı ortaya koymaktadır.

Eserde İslam bilim tarihi önemli bir ağırlığa sahiptir. Selçuk Coşkun’un çalışması hadis ilmi tarihini Fuat Sezgin’in bilim tarihi yaklaşımı üzerinden değerlendirirken, Harun Dıraman’ın “Endülüs Ziraat Tarihi” başlıklı bölümü tarım bilgisinin İslam dünyasında bağımsız bir bilim alanı hâline gelme sürecini incelemektedir. Câbir b. Hayyân, İhvân-ı Safâ, Fahreddin er-Râzî, İbnü’l-Avvâm ve İbn Haldûn gibi isimlerden hareket edilerek ziraat bilgisinin botanik, zooloji, jeoloji, hidroloji ve klimatoloji gibi alanlarla ilişkisi ortaya konulmaktadır. Böylece bilimsel bilginin farklı disiplinlerin etkileşimiyle şekillendiği gösterilmektedir.

Osmanlı bilim hayatı ise kitabın temel tematik eksenlerinden bir diğerini oluşturmaktadır. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Osmanlı Bilimi” başlıklı bölümü bilimi, bilim insanlarının yaşadığı sosyal, kültürel ve ekonomik çevreden bağımsız olmayan toplumsal bir faaliyet olarak ele almaktadır. Bu bakış açısı kitabın genel metodolojik yaklaşımıyla da örtüşmektedir. Tuncay Zorlu’nun Mühendis Mekteb-i Âlîsi üzerine çalışması ise kurum tarihini yalnızca teşkilat yapısı, ders programları ve resmî düzenlemeler üzerinden değil, öğrencilerin deneyimleri üzerinden “içeriden” okumayı önermektedir. Fatma Şensoy’un Osmanlı kadınlarının eğitimi üzerine bölümü de modern eğitim kurumlarından önce kadınların eğitimsiz olduğu şeklindeki genelleyici yaklaşımı sorgulamakta ve sıbyan mektepleri başta olmak üzere farklı eğitim imkânlarını değerlendirmektedir.

Modern bilimlerin Osmanlı ve Türkiye’ye aktarılması da eserde ayrıca tartışılmaktadır. Yavuz Unat ve İnan Kalaycıoğulları, modern astronominin Osmanlı dünyasına girişini yazmalar, mühendislik okulları ve medreseler üzerinden incelerken, bilginin hangi kanallar aracılığıyla aktarıldığı ve yeni bilimsel modellerin kabulünün nasıl gerçekleştiği üzerinde durmaktadır. Sevtap Kadıoğlu ise 1933 Üniversite Reformu sırasında Nazi Almanyası’ndan Türkiye’ye gelen mülteci bilim insanlarının İstanbul Üniversitesindeki faaliyetlerini ele alarak bilimsel göçün Türkiye’nin akademik kurumlarının dönüşümündeki rolünü göstermektedir.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde bilim tarihi ile bilim felsefesi arasındaki ilişki daha belirgin hâle gelmektedir. Abuzer Dişkaya bilim tarihinin ontoloji, epistemoloji ve değer felsefesi bakımından taşıdığı anlamı tartışırken, Engin Koca Aristoteles ve Descartes’ın fizik anlayışlarını bunların dayandığı farklı metafizik sistemler üzerinden karşılaştırmaktadır. Böylelikle modern bilimin ortaya çıkışı yalnızca yeni keşiflerin sonucu olarak değil, doğa, madde, hareket, bilgi ve gerçeklik hakkındaki temel kavramsal dönüşümlerin ürünü olarak değerlendirilmektedir.

Derya Gürses Tarbuck’un on sekizinci yüzyılda Newton fiziğinin popülerleştirilmesine ilişkin bölümü ise bilimsel bilginin kamusallaşması ve geniş toplumsal kesimlere ulaştırılması meselesini ön plana çıkarmaktadır. Newton’un karmaşık fizik teorilerinin hem teknik eserler hem de daha geniş okuyucu kitlelerine yönelik sadeleştirilmiş yayınlarla dolaşıma sokulması, bilimsel bilginin kabulünün yalnızca keşif yapmakla değil, bu keşiflerin etkili biçimde aktarılmasıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir.

Eserde bilim insanlarının kişisel ve toplumsal koşulları da bilimsel üretimin parçası olarak ele alınmaktadır. Esra Kartal Soysal’ın Darwin üzerine çalışması, Darwin’in evrim teorisini geliştirmesi ile Türlerin Kökeni’ni yayımlaması arasındaki uzun süreyi sorgulayarak bilimsel düşüncenin oluşumunda kişisel, düşünsel ve toplumsal gerilimlerin rolünü tartışmaktadır. Benzer biçimde kriptografi, bilim yayıncılığı ve bilim insanlarının mesleki deneyimleri üzerine bölümler, bilimin yalnızca teorilerden oluşmadığını; insanlar, kurumlar, yayınlar, teknolojiler ve iletişim ağları tarafından biçimlendirildiğini ortaya koymaktadır.

Son bölümlerde kitabın kapsamı daha da genişleyerek psikoloji, salgın hastalıklar, sanat, insan ve çevre ilişkilerine uzanmaktadır. Kenan Sevinç “Psikoloji Bilim Midir?” sorusunu bilim felsefesi açısından tartışırken, Pınar Ülgen Orta Çağ Avrupa’sındaki salgınları tıp, din ve toplumsal yapı arasındaki ilişkiler üzerinden değerlendirmektedir. Mehmet Oktay Taftalı sanat üretimi ile insanın değer oluşturma faaliyetleri arasındaki bağı ele almakta; Yayla Gül Ceran Karataş ise zoe, bios, geo, Antroposen, hümanizm, posthümanizm ve biyopolitika gibi kavramlardan hareketle insan-doğa ilişkisini çağdaş felsefi tartışmalar bağlamına taşımaktadır.