Leknevî’nin İhtilâfu’l-Hadis İlmine Yaklaşımı


Creative Commons License

Açıkel Y., Acaroğlu Y. E.

Tokat ilmiyat dergisi, vol.9, no.1, pp.77-104, 2021 (Peer-Reviewed Journal)

  • Publication Type: Article / Article
  • Volume: 9 Issue: 1
  • Publication Date: 2021
  • Journal Name: Tokat ilmiyat dergisi
  • Journal Indexes: TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Page Numbers: pp.77-104
  • Süleyman Demirel University Affiliated: Yes

Abstract

Hindistanlı muhaddis ve fakih Abdulhayy el-Leknevî (öl. 1848/1886), İngiliz iradesinin Hint alt kıtasını işgali sırasında dinin temel kaynaklarına dönüş hareketine öncülük eden, çeşitli ilim dallarında yüz yirmiye yakın eser te’lif eden bir İslam âlimidir. Leknevî, özellikle delillerden hüküm elde etme hususunda derinleşmiş, Fıkhu’l-Hadis ve İhtilâfu’l-Hadis ilmi ile iştigal etmiştir. Öte yandan bir hükme ulaşırken deliller arasında olduğu düşünülen ihtilâfın giderilmesi ile ilgili uygulamaları da mevcuttur. Bu makaledeLeknevî’nin bir konu hakkında hüküm verirken takip ettiği yöntem incelenerek hadis ilminin teşekkülü ile birlikte kendine müstakil bir yer edinmiş olan ve hadislerin anlaşılması, yorumlanması ve hadislerden hüküm istidlâlinde önemli bir konumda bulunan İhtilâfu’l-Hadis ilmine yaklaşımı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu değerlendirme, Leknevî’nin imāma uyan cemâatin kırâat edip etmemesi meselesini incelediği İmâmu’l-kelâm fîmâ yeteallakubi’l-kırâati halfe’l-imâm adlı risalesi ile alakalıdır. Leknevî, risalesinde delil alınan âyet ve hadisleri, bu delillerin anlaşılmasına yönelik yorumları incelemiş ve itirazlara cevaplar vererek bir sonuca ulaşmıştır. Dolayısıyla çalışmanın Leknevî’nin hadisler arasındaki teâruzun giderilmesinde izlediği yöntem ve uygulamasına dair fikir vermesi amaçlanmıştır.
Leknevî, Hanefîlerden ayrı hareket ederek deliller arasındaki ihtilâfı gidermede sırasıyla cem‘, tercih ve nesh yolunun takip edilmesinin doğru olacağını söylemiştir. Ona göre birbirine zıt görünen rivâyetleri bir âlimin cem‘ yapamaması, başka bir âliminde yapamayacağı anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde râvilerin ve tarîklerin çokluğunun mutlak olarak tercih sebebi kabul edilmesi konusunda da onların aksine bir tavır söz konusudur. Leknevî, râvî ve tariklerin çokluğunun, birbirine muârız olan iki hadisinde sıhhatinin belirlenmesinden sonra itibar edilecek kıstaslar olduğunu düşünmektedir. Çünkü bir hadis, râvisi ve tarîki çok olmasıyla birlikte zayıf olabilir.
Makalenin konusu olan cemâatin, imamın arkasında kırâat edip etmeyeceği ile ilgili ihtilâf imāmın kıraatinin cemâate yeterli olup olmaması çerçevesinde şekillenmiştir. Özellikle Şâfiîler, Hanefîlerin delil aldıkları rivâyetlerin senedlerinin ma‘lul oluşu, İmam Ebû Hanife’nin sika sayılmadığı, Hazreti Peygamber’in mutlak olarak namazda Fâtiha’nın okunmasını emrettiği hakkında gelen rivâyetlere muârız olacağı gibi çeşitli itirazlar getirmişlerdir. Leknevî, bütün bu itirazlara Hanefî âlimlerinin görüşlerini esas alarak ve kendi değerlendirmelerini de ekleyerek cevap vermiştir.
Leknevî, bağlı olduğu Hanefî mezhebinin genel görüşünün aksine İmam Muhammed’in hafî namazlarda muktedînin kırâatine cevaz vermesine dayanarak imāmın sekte yaptığı anlarda cehrî namazlarda muktedînin kırâat etmesinin güzel olacağı kanaatindedir. Çünkü Leknevî, hafî ve cehrî namazlar arasında bir fark gözetmemektedir. Muhaddislerden birçoğu da bu konuda onunla aynı görüştedir. Leknevî’nin bu görüşü tercih etmesinin sebebi olarak gerek usûl gerekse furu‘ meselelerde birçok ihtilâf bulunması ve bu ihtilâflar anında muhaddislerin sözünü tercih etmenin daha ihtiyatlı olduğunu düşünmesi gösterilebilir.