9000 YILLIK SESSİZ TANIK: ANADOLU PİŞMİŞ TOPRAK MİRASININ ZANAATTAN SANATA VE TEKNOLOJİK GELECEĞE EVRİMİ
SANAT VE TASARIMDA HAYALDEN İMGEYE, Prof. Dr. Hakan ÇİLOĞLU, Editör, Umay Yayınevi, Samsun, ss.69-88, 2026
- Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.5281/zenodo.23456883
- Yayınevi: Umay Yayınevi
- Basıldığı Şehir: Samsun
- Sayfa Sayıları: ss.69-88
- Editörler: Prof. Dr. Hakan ÇİLOĞLU, Editör
- Süleyman Demirel Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Anadolu toprakları, pişmiş toprak kültürünün arkeoseramik ve et nografik kapsamda, yaklaşık 9.000 yıllık kesintisiz serüveniyle dünyadaki en zengin kültürel laboratuvarlarından biridir. Yapılan çalışma, "Köklerden Geleceğe" mottosu çerçevesinde, seramiğin Neolitik devrimden günümü zün dijital üretim teknolojilerine uzanan dönüşümünü disiplinlerarası bir bakış açısıyla ele almaktadır. Seramik, sadece fiziksel bir nesne değil; hava, su, toprak ve ateşin insan eliyle buluştuğu sembolik ve ruhsal bir dö nüşümün ürünüdür. Toprak insanın varoluşunun temelini, su hayatın kay nağını, hava yaşamın nefesini, ateş ise maddeyi sonsuzluğa ulaştıran dö nüştürücü gücü temsil eder. Bu dört temel elementin büyülü birleşimi, tüm semavi dinlerde ve kadim inanışlarda yaradılışın ve insanın evrendeki ye rinin bir yansıması olarak görülmüştür. Antik Çağ’dan itibaren güzel olanı arama ve tanımlama çabaları, seramik nesneyi sadece bir mutfak gereci olmaktan çıkarıp estetik bir özne hâline getirmiştir. Felsefî açıdan bakıldığında seramik; “Doğru”, “İyi” ve “Güzel” kavramlarının, dolayısıyla “Epistemoloji”, “Etik” ve “Estetik” di siplinlerinin ortak bir kesişim noktasında durur. Platon, güzellik fenome nini kendi idea anlayışı bağlamında açıklar ve tüm güzel nesnelerin "güzel lik ideasından" pay aldıkları oranda estetik bir değer kazandığını savunur. Ancak 18. yüzyıl sonuna gelindiğinde, "sanatçı" güzel sanat eserlerinin öz gün yaratıcısı olarak kutsanırken, "zanaatçı" sadece faydalı şeyler yapan kişi olarak tanımlanarak bu iki kavram birbirinden keskin çizgilerle ayrıl mıştır. Bu bölünme, geleneksel atölyelerin barındırdığı mahrem hiyerarşiyi ve nesilden nesile aktarılan teknik gizemi zayıflatmış olsa da, seramik sa natı modern dönemde bu ayrımı yeniden sorgulayan bir güç hâline gelmiş tir.