ROMA KENTLERİNİN “KENTSEL EKOLOJİ” YÖNÜYLE DEĞERLENDİRİLMESİ
II. Uluslararası Coğrafya Eğitim Kongresi, Eskişehir, Türkiye, 3 - 05 Ekim 2019, ss.1618-1630, (Tam Metin Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
- Basıldığı Şehir: Eskişehir
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.1618-1630
- Süleyman Demirel Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Kentler, ilk ortaya çıkışından itibaren şekilsel olarak değişiklik göstermişlerdir. Bu değişiklik kentlerde
yaşayan insanların doğayla uyumunda da bazı değişmelere yol açmıştır. İnsanların yapay olarak
oluşturduğu bir yerleşme sistemi olan kentler, çevresiyle uyum içerisinde olduğu sürece içinde barındırdığı
canlılar için yaşanabilir olarak kalacaktır. Kent araştırmaları pek çok bilim dalının inceleme alanına girdiği
gibi coğrafyanın da inceleme alanlarından biridir. Kentler kuruluş yeri seçimi, fonksiyonel özellikleri
açısından geçmişte değerlendirilirken, kentlerde ortaya çıkan problemlerin çözülememesi kentlerin başka
yollarla incelenmesi gerektiğini yakın zamanda göstermiştir. Bunlardan birisi olan kentsel ekoloji yaklaşımı;
yeni ortaya çıkan veya var olan kentlerin yeni gelişen alanlarının planlanmasında çevresel özellikleri de
dikkate alan ve sürdürülebilirliği, ekonomik kalkınmayla birleştiren yöntem ve uygulamaları
desteklemektedir. Kentsel ekoloji araştırmaları, nedenler ve sonuçları, mekanla ilişkilendiren yöntemi
benimsemesi açısından şehir coğrafyası araştırmalarına yakındır. ‘Kent’ kavramı yeniyi temsil etmekteyken
‘şehir’ kavramı eskiyi temsil etmektedir. Anlam bakımından her ikisi de günümüzde mekânı karşılamaktadır.
Bu araştırmada iki kavram birbiri yerine kullanılmıştır.
Kentler çoğu zaman medeniyetler, devletler, imparatorluklarla birlikte anılmaktadır (Uzak Doğu
Kentleri, Osmanlı Kentleri, Antik Yunan Kentleri vb.). Böyle anılmasındaki neden, toplulukların kültürel
ögelerini mimariye yansıtma isteğidir. Kentsel ekoloji bu yönüyle kültürel ekolojinin içerisinde yer
almaktadır. İnsan topluluklarının çevreyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda ve atalarından öğrendikleri gibi
kullanıp çevreyi şekillendirmesi veya değiştirmesi, bir başka deyişle ekosistemle kültürün birleşmesi, kültürel
ekolojiyi oluşturmaktadır. Roma kentleri de kentsel ekoloji yaklaşımıyla incelenmeye değer bir konudur.
Tarih, siyaset, mimari gibi pek çok açıdan değerlendirilen Roma kentlerinin kentsel ekoloji yaklaşımıyla
değerlendirilmediği görülmüştür. Literatürdeki bu boşluktan yola çıkarak, hazırlanan bu araştırmanın
amacı, Roma kentlerinin merkezdeki ve taşradaki durumları üzerinden, kentlerin çevreyle olan ilişkilerini
ortaya koymaktır. Bu amaca yönelik olarak sorulan sorulardan; Roma kentlerinde, mekânsal kullanımdaki
sorunlar nelerdir? Merkezdeki kentlerin ve taşra kentlerin yönetimlerinin buldukları çözümler, kentsel
ekoloji perspektifine uyuyor mu? Bunlardan bazılarıdır. Araştırmada kullanılan yöntem, literatür
taramasıdır. Konuyla ilgili yapılmış araştırmaları gözden geçirerek özetlemeyle yapılan bu yöntem, mevcut
yayınlardaki içeriğin problemle bağlantısına göre yeniden yorumlanmasıdır.
Kentsel ekoloji yaklaşımıyla ele alınan Roma kentleri konusunda, yapılan literatür taramasıyla bazı
bulgular elde edilmiştir. Bunlardan birisi, Roma’da meydana gelen nüfus artışının tekerlekli araç trafiğini
arttırması ve Julius Caesar’ın iktidara geçmesiyle Roma’nın merkezini gündüzleri tekerlekli araçların
trafiğine kapatmasıdır. Bulgulardan diğeri ise ızgara planlı Roma kentlerine ait düzeninin asıl görüldüğü
yerlerin, koloni ve taşra kentlerinin olmasıdır. Bu kentlerde, Roma İmparatorluğu’nun merkezinde yer alan
kentlerin aksine yayalar için geniş kaldırımların bulunduğu ifade edilir. Taşra kentleri, kendi ihtiyaçlarını
karşılayan yerleşmeler olarak karşımıza çıkarken, merkezi kentlerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak bir yana
önemli alt yapı sorunlarının neden olduğu salgın hastalıklarla dönem dönem mücadele ettiği tespit
edilmiştir. Buradan yola çıkarak Roma’nın küçük taşra kentleri ve koloni kentleri, kentsel ekoloji yönünden
bakıldığında merkezi kentlere göre çevreyle daha uyumlu olduğu görülmektedir. Roma döneminde salgın
hastalıkların taşra kentlerde daha az yaşanması, su ve kanalizasyon sisteminin merkezi kentlere göre iyi
durumda olması insan unsurunu göz önünde bulunduran bir sistem yürüttüklerini göstermektedir. Bütün
bunlar dikkate alındığında, önümüzdeki süreçte, saha çalışması içeren, Roma dönemi merkezi ya da taşra
1619
kentlerinden birer örnek alınarak, bu kentlerin kentsel ekoloji yaklaşımıyla incelenmesi başka bir
araştırmanın konusunu oluşturabilir.