TÜRK VE ALMAN HUKUKUNDA İDARE HUKUKUNUN UYGULANMA ALANININ BELİRLENMESİNE İLİŞKİN KISTASLAR ÜZERİNE BİR İNCELEME


Creative Commons License

Celik D.

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt.16, sa.1, ss.39-91, 2026 (TRDizin)

Özet

Bu çalışmada, bağımsız bir disiplin olan idare hukukunun uygulama alanının belirlenmesinde karşılaşılan teorik ve pratik sorunlar, Türk ve Alman hukuku ekseninde karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. İdare hukukunun uygulama alanının kesin sınırlar ile tespiti, somut uyuşmazlıklarda görevli yargı yolunun tayini, idareye uygulanacak mali sorumluluk rejiminin belirlenmesi ve idari usul kurallarının geçerliliği bakımından hayati bir önem taşımaktadır. Makalede bu temel ayrım, idare hukukunun öncelikle anayasa hukukundan, ardından da özel hukuktan ayrılması şeklinde iki temel eksen üzerinden ele alınmaktadır. İdare hukukunun anayasa hukukundan ayrılması bağlamında, Türk hukukunda devlet fonksiyonlarını ayırmak için kullanılan maddi ve organik kriterlerin yetersizliği ortaya konulurken; Alman hukukunda kabul gören "çifte doğrudan anayasallık" teorisi incelenmektedir. İdare hukuku ile özel hukuk arasındaki sınırların çizilmesinde ise Türk ve Fransız hukuklarına uzun süre egemen olan kamu gücü, kamu hizmeti ve kamu gücü ayrıcalıkları ölçütlerinin günümüzdeki modern devlet faaliyetlerini kavramadaki metodolojik eksiklikleri eleştirilmektedir. Bu bağlamda Alman doktrininde geliştirilen yasama yetkisi, menfaat, itaat ve modifiye edilmiş süje teorisi ile iki aşamalı teori (Zweistufentheorie) gibi yaklaşımlar yargı kararları ışığında mukayeseli olarak tartışılmaktadır. Çalışmanın problemli alanlara ayrılan son bölümünde, idarenin özel hukuk sözleşmeleri, idari eylemler (kamu araçlarının karıştığı trafik kazaları vb.) ve kamu alanlarına ve binalarına giriş yasağı (Hausverbot) gibi hukuki nitelendirmesi güç olan konular Alman yargı içtihatları, konu ve ağırlık teorileri ışığında detaylıca analiz edilmektedir. Ulaşılan temel sonuç, idari faaliyetlerin çeşitliliği karşısında hiçbir teorinin tek başına yeterli olamayacağı ve bu kriterlerin mutlaka eklektik bir yaklaşımla değerlendirilmesinin zorunlu olduğudur.
This study comparatively examines the theoretical and practical challenges encountered in determining the scope of application of administrative law within the frameworks of Turkish and German legal systems. Precisely delineating the boundaries of administrative law is of vital importance for identifying the competent judicial authority, determining the applicable administrative liability regime, and establishing the applicability of administrative procedural law. The article addresses this fundamental distinction along two main axes: first, the differentiation of administrative law from constitutional law, and second, its distinction from private law. With regard to its separation from constitutional law, the study reveals the insufficiency of the material and organic criteria traditionally employed in Turkish law to distinguish state functions, while analyzing the theory of dual direct constitutional relevance as adopted in German law. In delineating the boundaries between administrative law and private law, the methodological limitations of classical criteria—such as public authority, public service, and the prerogatives of public authority, which have long dominated Turkish and French legal systems—are critically evaluated in terms of their inadequacy in capturing the complexity of modern state activities. In this context, doctrinal approaches developed in German law, including the legislative competence criterion, the interest theory, the subordination theory, the modified subject theory, and the two-stage theory (Zweistufentheorie), are comparatively discussed in light of judicial decisions. In the final section, which focuses on problematic areas, fields that present difficulties in legal characterization—such as administrative contracts, administrative acts (including traffic accidents involving public service vehicles), and bans on entering public premises (Hausverbot)—are analyzed in detail through German judicial precedents, as well as the subject theory and the center of gravity theory. The study concludes that, given the diversity and complexity of administrative activities, no single theoretical approach is sufficient on its own; therefore, an eclectic evaluation combining multiple criteria is indispensable.